Kurumsal

Kurumsal

Misyonumuz:

Hayat yolculuğunda… yolu bizimle kesişenlerle…  zihin ve gönül çıkınımızda… insan adına ne varsa... paylaşmak için... Kırmadan... kırılmadan...

Çünkü...

Bilge insan...

Hayatın ne şeker gibi tadına… ne de biber gibi acısına kanar...

Onun için… hayatın her ayrıntısı… keşfedilmeyi bekleyen… bir hazine saklar içinde...

Elinden geleni yaptığı halde… kendini… çaresizliğe düşmüş hissederse… sakinliğini korur… ve durumu zamana bırakır… Zaman… onun için… şifa yüklü bir ilaçtır...

Aklını kullanmanın… bir günde öğrenilemeyeceğini bilir... Yaşamını… aklını en etkin biçimde kullanmayı… öğrenme serüveni olarak görür...

Geçen her dakikanın kıymetini bilir… Boşa geçen yıllarından önce… dilediği gibi değerlendiremediği… dakikalar… hatta saniyeler için üzülür...

Aklının… her şeye eremeyeceğini… kabul eder... İnsan zihninin… uzanamadığı kuytu köşelere… sokulmak için… ruhunu… ve kalbini… el feneri yapar kendine...

Paylaşılarak yenen bir lokmanın… bir başına yenen… üç lokmadan daha doyurucu… ve tatlı olduğunu tecrübe etmiştir...

Başkalarının hatalarını kollamak yerine… birçok doğrunun… birçok eğriyi… doğrultacağını görür… Bu yüzden… insanların… olumlu yönlerine odaklanır...

Sonuçlara varmak için… acele etmez… Farklı olasılıkları da hesaba katarak… herkes için… en doğru kararı vermeyi amaçlar...

 Bir sözü söylemeden önce… etraflıca düşünür... Bir kere… ağızdan çıkanın… geriye dönmeyeceğini… dil yarasının… kolay kolay kapanmayacağını bilir...

Onun için… gördüğü bir yanlış… ve haksızlık karşısında susmak… duruma göz yummak anlamına gelir... Başkasının uğradığı bir adaletsizliğin… günün birinde… kendi kapısını da çalabileceğini… aklından çıkarmaz...

Sık sık vicdanını sorgular... Aklını kullanarak …verdiği kararların… ya da söylediği sözlerin… kalbini rahat bırakıp… bırakmadığını kontrol eder...

Bugünkü davranışlarının… yarını şekillendireceğini düşünür... Yani geleceğin… aslında… bugünde gizlendiğinin farkındadır... Bu nedenle… içinde bulunduğu anın… güzelliklerini keşfedip… sepetine atar...

Bir problemle karşılaştığı zaman… çözüm yollarının… problemlerden daha fazla olduğunu bilir. Ağlanıp sızlanmak yerine… hemen çözümün peşine düşer...

Kendi doğrularının… diğerleri için de… doğru olması gerektiğini düşünmez… Hayatta… farklı doğrular olabileceğini… bu doğru yolların… günün birinde… tek bir doğruda kesişebileceğini… aklından çıkarmaz...

Doğrunun… her yerde geçerli olduğunu… ancak her doğrunun… her yerde söylenmeyeceğini bilir...

Kendini… samimi bir şekilde… onun yerine koymadan… asla bir kişinin… verdiği kararları yargılamaz… eleştirmez...

Ne yağmurda ıslanmaktan korkar… ne güneşin ışıklarından… köşe bucak kaçar... Yaşamın… kimi zaman… sırılsıklam edeceğini… bazen de kavuracağını bilir...

Sık sık dönüp bakar kendi içine... Sözleri ve davranışları ile… çevresindekileri incittiği anlar hakkında… kendini sorgular...

İyiliği… iyilik görmek için değil… ruhuna iyi geldiği… kendisini tazelediği için… bunu yapar...

Dert ve kederin.. bir insandan… diğerine konan… bir kuş gibi olduğunu bilir… Bugün gülenin… yarın ağlaması… hayatın en doğal gerçeğidir… onun için...

Ne mutlu olduğunda… yere göre sığmayan bir sevince... ne de üzgün olduğunda… kapkara bir kedere bürünür... Neşeyi de… sevinci de… aynı doğallıkla… misafir eder hayatında...

Acele etmez... Telaşla atılan adımların… bir süre sonra… kendisine çelme takacağını sezer...

Sabreder… Her şeyin… bir vakti olduğunu bilir... Sabretmenin… sineye çekmek… eli kolu bağlı oturmak değil… doğru zamanı beklemek olduğunun farkındadır...

Bir görevin… ya da ödevin… ne zaman sonuçlandırması gerektiğini… öngörüsüyle kestirir… Kendisine verilen zamanı… en etkin biçimde kullanarak… ne boşa vakit harcar… ne de iki ayağını… bir pabuca sokar...

Ümit besler… onu hep canlı tutar... Ümitsiz alınan nefesin… verilmeye değmeyeceğini bilir...

Sakindir… ve sakinleştirir... Sürprizlerin… kapımızı aniden çalacağını… yaşamın… durgun bir deniz olmadığını öğrenmiştir... O… ansızın çıkan fırtınaya da… rengarenk gökkuşağına da hazırlıklıdır...

Darda kalanın halinden anlar… Kendisi… sıkıntı içinde bile olsa… yardım isteyene… elini uzatmanın… bir erdem olduğunu bilir...

Çıktığı kapıyı… hiçbir zaman vurmaz… Bir gün… geri dönmek zorunda olacağının farkındadır...

Kendisine söyleneni… paylaşılan derdi… can kulağıyla dinler... Her anlatılandan… alınacak bir ders… her derde sunulacak… bir damla ilaç vardır onda...

İnsanları değiştirmeye çalışmaz… Her insanın… bir bütünün… farklı bir rengi… başka bir yüzü olduğuna inanır...

Ne hiç işitilemeyecek kadar… yüksek sesle… ne de herkesin… kulak kesileceği… bir fısıltıyla konuşur...

Eğriyi… ve doğruyu tartan terazisi… çok hassastır... Bu ikisini… birbirine karıştırmaz...

Kimsenin hayallerini yıkmaz... Gerek dışı olsalar bile… Hayallerin… ve gerçeklerin arasına… keskin çizgiler çekmez...

Kötü şeyler görmekten… kötü sözler işitmekten… kötü laflar etmekten sakınır… İyilik bulacağı… ve iyilik sunacağı yerlerde bulunmaya… gayret eder...

Vizyonumuz:

Ve bu sürecin…  uzun bir yolculuk olduğunu bilerek… yolda olanlara… yol arkadaşı olmak için varız…

Diğer Yazılar